Ana Sayfa
Bu Dağlar Bizimdir
 Bu Dağlar Bizimdir...

...XVIII. yüzyılın ilk yarısında Anadolu'nun doğu bölgesinde yer alan madenlerin zabt ve idaresinin, genel olarak Gümüşhane madeni eminlerine ait olduğu gerçeğidir. Yani Erzurum, Trabzon, Sivas ve Diyarbakır eyaletleri ile Kars'ta eski ve yeni olmak üzere yer alan madenlerin ''mutad-ı kadim'' üzere Gümüşhane madeni emini tarafından zabt edilmesidir. Bu durumun Keban ve Ergani madenleri için de geçerli olduğunu görüyoruz. Nitekim, 1716 yılında bu madenler, Gümüşhane Voyvodalığı Mukataası dahilinde yer almaktaydı. Yine 1724 tarihinde Gümüşhane'den, Keban Ergani'nin yer aldığı madenler bölgesinin değişik yerlerindeyer alan ''atik ve cedid'' madenleri açmak ve işletmek üzere madenciler gönderilmiştir. Fakat bölge halkı özellikle madenlerin işlenmesinde kullanılacak olan odun ve kömürü ''bu dağlar bizimdir'' diyerek gelen madencilere vermemişlerdir. Ayrıca bölge ileri gelenleri de, serbestiyete sahip olan bu kişilerden vergi alma yoluna gitmişleridir. Bunun üzerine İstanbul'dan ilgililere hitaben bir bir emr-i şerifin yayınlanarak bu durumların önlenmesinin istenmiş olduğunu görüyoruz. Bu emrin bir sureti de Ergani kadısına gönderilmiştir...*

 



(*) Diyarbakır Müzesi, Harput Şer'riye Sicili, 396/124

Kaynak: Fahrettin Tızlak, Osmanlı Döneminde Keban-Ergani Yöresinde Madencilik (1775-1850), s. 13, Türk Tarih Kurumu Yayını -1997

Bu Dağlar Bizimdir...

''Kim ki bu Maden Dağları'na yanlış yapar ve ihanet eder ise Allah'ın laneti onun üzerine olsun!

Peygamber'in laneti onun üzerine olsun!

Meleklerin laneti onun üzerine olsun!

Ve dünya ahiret bütün insanlığın sonsuza kadar laneti onun üzerine olsun!..''

Bu Dağlar Bizimdir...

...
Ne oralıyız
Ne de şuralıyız
On bin yıldan beridir buralıyız
Dün de buradaydık
Bugün de buradayız
Yarın da burada olacağız
Biz toprağı ar
Avradı namus
Anayı kutsal tanıyanlarız
Kimsenin anasını ağlatmadık! Ağlatmayız!
Biz anaya saygılıyız
Anaya ağıt yaktırmayız
Yaradan'a da
Yarattıklarına da saygılıyız
Yaradan'ın yarattığını yaralamayız!
İlk kez toprağı yaranlarız
Kimsenin bağrını yarmayız!
İlk kez toprağa tohum atanlarız
Kimseyi toprağından söküp atmayız!
İlk kez ateşi bulup yakanlarız
Kimsenin canını yakmayız!
Biz medeniyetler kurmuş medeni insanlarız..
Bu Dağlar Bizimdir...

...Atalarımızın Gevran üzerindeki yaşamı genel olarak tüm insanlığın ilk çağlardaki yaşamıyla aynı paralellikte devam etti. İlk ve ilkel çağlardı bu bu çağlar ve şartlar onlar için çok acımasızdı. Soğuk nedir? Sıcak nedir? bilmiyorlardı... Rüzgarla henüz tanışmamışlardı. Gece ile gündüzün ve mevsimlerin ardı ardına akıp devam edeceğini kavrayamamışlardı. Başıboş dolaşıyorlardı yeryüzünde ve tabiatta karşılaştıkları olaylara karşı ancak bilinçsiz ve çaresiz bir canlı refleksi gösteriyorlardı.

Çıplaktılar... Ve zaten bu durum Gevran'ın sıcak zamanlarında bir sorun yaratmıyordu. Soğuk zamanlarda ve ayrıca geceleri yabani hayvanlardan korunmak, sonsuza kadar yaşamak için Gevran'ın batı ve kuzey yönündeki yüce Maden Dağları'na sığınıyorlar, avlanıyorlar ve ellerine ne geçerse onunla beslenmeye çalışıyorlardı. Hayvanları evcilleştiriyor, onların etinden, sütünden ve iş gücünden yararlanıyorlardı. Becerileri ve üstün taklit yetenekleri sayesinde tabiata uyum sağlıyorlardı. Günlerin ve mevsimlerin dönüşümü onları yaşamın vazgeçilmez gerçeği olan güneş ve toprakla kaynaştırıyordu. Toprağın üzerine düşenin, güneş altında tekrar yetiştiğini görüyor ve aynen uygulayıp ekip biçmeyi öğreniyorlardı. Ve ne yazık ki herşeyi ancak elleriyle yapabiliyorlardı... Çünkü hiçbir şey yoktu; ne bir alet ne de bir edevat... Taş vardı; sadece taş! Artık bu taşla ne kadar yapabilirlerse o kadar yapabileceklerdi...

Önceleri taşı tabiattaki kaba haliyle, olduğu gibi kullandılar. Sonradan yonttular, ihtiyaçlarına ve kullanım amaçlarına göre biçim verdiler. Taştan araç, gereç, savunma ve avlanma aletleri yaptılar. Duygularını resimlerle taşlara işlediler ve bu taş üzerine kurulu yaşam içerisinde durmadan, bıkmadan ve usanmadan yaşadılar; çoğaldılar ve yılları asırlara eklediler.

Bu çok uzun bir zaman sürdü...

Binlerce asır böyle ilkel bir yaşam tarzı şeklinde gelip geçti ve onlar zamanla tabiatta karşılaştıkları her olaydan yararlanmayı bildiler. Tüm zorlukların üstesinden gelerek tecrübeler edindiler ve bu tecrübeler sayesinde de belirli ve belirsiz adımlarlarla gerçek uygarlığa doğru ilerlediler.

Ta ki, Maden Dağları'ndaki Bakır cevherinin Karacadağ lavları etkisinde erimesiyle başlayan maden devrine kadar...
Karacadağ, derler ki dağdır...

Bu dağ, dağ olalı beri,
Böylesine bir kin kusmadı.
Kini ateş olup,
Kasıp kavurdu silme ovayı.
Ateş söndü, taşlaştı.
Ova, silme taşa kesti.
Yanı başındaki şehir,
Şehir olalı beri,
Öfke duydu bu dağa.
Hükmün kimedir,
Ateş olsan püskürdüğün
Kadar yakarsın, dedi.
Dağın kusmuklarından
Surlar ördü bu şehir,
İçine de evler...
Kimliğini, dağın kustuğu
Taşlara işledi.
Dağ haddini bilsin diye...

Kaynak: Şeyhmus Diken, Çîya Qerejdağ ê dibên çîyane (Karacadağ, derler ki dağdır) Not: Bu yazı dizisi ilk defa 26.06-30.12.2008 tarihleri arasında sn. Lütfi ERGENE tarafından yayına alınmıştır.




Araştırma Kategorileri
Twitter - @bizmadenliyiz
Son Eklenen Fotoğraf
Ziyaretçi İstatistiği

Aktif  Online Ziyaretçi : 40

Toplam Ziyaretçi Sayısı : 3250340

İlk Yayın Tarihi :   06.12.2006