Ana Sayfa
Merhum Kemal Günal Anısına

İçimizden biri gitti evet Lütfi nin dediği gibi dev gibi bir yüreği vardı onu da en iyi lütfi anlardı farkındayım onlar bu pencerede ve reelde de gerçek birer dost gibiydiler gitmeden birkaç saat önce benimle paylaştığı satırları sizlerle paylaşmak istedim yattığı yer cennet olsun ALLAH rahmet eylesin sevenlerinin başı sağ olsun. Seni unutmayacağız sayın Kemal GÜNAL.

Erzeli ömre varmadan
Torun torbaya rezil olmadan

Iyi adamin gitme vaktidir
Dedik,
zor olsa da gidiyorum

bilmediğim uzak şehirlere

belki unutulmuş kayıp bir kente

gidiyorum serçe misali

göç vaktim geldide çoktan geçiyor
rotam çizilmiş yönü belli
Sonra farkettim ki,
Su akıyor, rüzgar esiyor, yağmur yağıyor.
Herşey yine ve aynı şekilde oluyor.
Öyle bir yere geldim ki,
Sıcak ve soğuk
Aşk ve nefret
Savaş ve barış
Üşümek ve sonra ısınmak gibi.
Gitsem ayrılık olur,
Kalsam çöl.
Gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenlerde özler ama,
Anladım ki,özlemden hiç kimse ölmüyor.
Ama ben ölüyorum.
Nefes alıyorum,
Önemsiyorum,
Ve gitmek istiyorum.
Anladım ki, hasret yeni bir aşka kadar sürüyor.
Sevdiklerim ve beni sevenler bağışlayın.
Su akıyor,

Ve
Ben gidiyorum... dedi, Kemal GÜNAL.

Yazan: Vural Demir

Alıntı: Kemal Günal

Kuzuya çıngırak...

1996 veya 97 yılları, ilkbaharın sonlarıydı, iki tane kuzu alıp kavurma zamanına kadar besleyip büyütmekti niyetim, işyerimin olduğu yerde buna müsaitti.

Yanımda çalışan gece bekçisi M.Ali'ye bana iki tane kuzu bulmasını söyledim, iki gün sonra M.Ali iki kuzu alıp gelmişti.

Kuzuların birinin boynunda çıngırak vardı diğerinde yok, şehire çıktığımda diğerine de çıngırak almak için meydana indim, meydanda bu tür malzemeler satan hemşerimize uğradım durumu onada anlattım, bana bir koyun çıngırağı verdi fakat kuzunun boynundaki çıngırağa benzemiyordu sesi daha değişik çıkıyordu, bütün hayvanlara takılan çıngırakları tek tek gösterdi ama yoktu aynısı mecburen normal bir koyun çıngırağı aldım diğer kuzunun boynuna taktım.

Bir yaz boyu kuzuları besledik ama personelde ve evlerde şikayetler başlamıştı, gece olunca bacaklarımız haşarat saldırısına uğruyordu sanki, pire dadanmıştı heryere evlerimize, işyerimize. Hemen evleri, işyerini ve koyunların barınağını ilaçlayıp bu haşarattan kurtulduk.

Kavurma zamanı gelmişti, kuzular kavurma yapılmaya gidecekti, seneye kullanmak niyetiyle boyunlarından çıngırakları çıkarıp aldım, iyice temizleyip işyerimdeki odamın duvarına astım.

Eski çıngırağın zinciri çok paslı ve kötü gözüküyordu, söküp attım çıngırağı masamın üzerine koydum.

O artık bir çıngırağa benzemiyordu, daha da dikkatli baktım, tekrardan temizletip metal parlatıcı macunla temizledim, altındaki deliklerin sonradan açıldığı belli oluyordu, üzerindeki resim ve yazılar çok net gözüküyordu, bu bir çıngırak değildi, o bir bronz içki kupasıydı.

Kimbilir kim ne zaman yapmıştı, üzerindeki figürleri hangi duygularla kazımıştı, kimler kullanmıştı bu zamana kadar, kaç dudakla buluşmuştu, kaç ev, konak, han değişmişti, neler duymuştu nelere şahit olmuştu?

Hangi zihniyet altına iki delik açmıştı?

Peki hangi zihniyet bu kültürleri inkar edip yok etmeye çalışmıştı?

Hatırlayın o güzelim bakır sinileri,kazanları,tepsileri,hamam taslarını nasılda birkaç naylon leğen ve kovaya feda eden analarımızı kimler köreltmişti?




Arpameydan'da bir ramazan akşamı...

Çocuktum, o yıl babam ve arkadaşları ramazan ayı boyunca her akşam bir arkadaşın evinde iftar yemeği vermeyi kararlaştırmışladı.

İftar sofraları çok kalabalık oluyordu, hem iftar yemeğini verenler hem de misafirler oluyordu, bu gecelerin bir çoğunda ben de babamla beraber bulundum..

İftar yemekleri bir fire vermişti daha başlarda. Rahmetli olmuş bu büyüğümüzün hanımı biraz eli maşalıydı ''ben o kadar insana yemek hazırlamam'' demişti, bu haber ramazan boyunca her gecenin gündem konusuydu, bu büyüğümüz espiriyi kaldıran hazır cevap biriydi kendisine söylenen her lafa anında cevabı yapıştırıyordu.

Bir akşam sıra Arpameydanı'nda oturan birindeydi, topluca o eve gidildi, geniş bir ev, koskoca bir oda, tertemiz sofra bezleri yerlere serilmiş, mis gibi yemek kokuları tütüyor.

İftar saati yaklaşmıştı herkes yer sofrasında yerlerini alıyordu, ben de sofranın bir tarafına oturup etrafı izliyordum, arkamdaki perde fazlaca dikkatimi çekiyordu, bordo bir perde asılıydı duvarın yarısındaki çıkmadan yere kadar, üstünde birkaç biblo vardı birini hatırlıyorum İspanyol bir danscı kız biblosuydu.

Perdenin arkasını merak ediyordum tutup araladım kapkaranlık bir tünele benziyordu birkaç demir çubuk ve büyük tencereler vardı, gür bir ses 'kapat perdeyi ne yapıyorsun sen' diye seslenmişti bana,hemen perdeyi bıraktım, nefesim kesilmişti sanki, herkes bana bakıp gülüyordu, bir şeyler anlatıyorlardı. Perdeyi açmamamı ,görünmez bir elin beni oraya çekebileceğini, birdaha dönemeyebileceğimi söylüyorlardı.

Gece bana zehir olmuştu, kimseyi duymuyordum artık, ağlamak, kaçmak,y emek aklıma bile gelmiyordu, bu perdenin önünden nasıl kurtulacağımı düşünüyordum, sanki herkes bana bakıp gülüyordu, yemek yedim mi yemedim mi onu bile hatırlamıyordum.

Sofra toplanıyordu artık aniden fırlayıp babamın yanına attım kendimi, gecenin eğlencesi olmuştum, herkes bana gülüyor yaptıklarımı anlatıyorlardı.

O perdenin arkasını merak eden tek ben değildim, birçok kişi perdeyi açıp bakıyorlardı ve sorular soruyorlardı.

Ev sahibi perdenin arkasında bir şömine olduğunu, kullanmadıklarını, ve bu evin Rumlardan kalma bir ev olduğunu anlatıyordu.

Ramazan ayında, Arpameydanı'nda, Rumlardan kalma şömineli o evdeki iftar zamanı ne çok korkutulmuştum...



Aramızdan ayrılışının 40. gününde sevgi... saygı... ve rahmet dileklerimizle...


BAKIR MADEN'E

Hangi dağımızda açan çiçeği yazabildik
Hangi bayırda düştüğümüzü kim gördü
Hangi pınardan su içtiğimiz yazılı

Kim anlatacak bunca acıyı ve sevdayı
Kim selam gönderecek yüz elli yıl sonra doğacak olan torunlarımıza
Kim saracak bunca yarayı
Bu kadar akan gözyaşı ne içindi peki

Yollarında kaldığım okul
Hasretini çektiğim alıç ağacı
Annemin Albaş diye isimlendirdiği kuş
Kim yazacak bütün bunları

Yoksa daha önceki gidenler gibi
Bunlarda mı kaybolacak
Ardından bir akşam üstü
Bir uzun hava okumadan
bir türkü söylenmeden

Eyüp Özbay-İstanbul


 



''Baki Kalan Gök Kubbede Hoş Bir Seda İmiş''
wowturkey.com'da Kemal Günal'ın Vefat Haberi  http://wowturkey....mp;start=0

Yazan: Lütfi ERGENE
 


Kemal Günal'ın Anısına...

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?

...

Tam bir yıl oldu.
Ve biz onu hiç unutmadık...


Hayat doğumla başlayan, ölümle biten bir okuldur. Orada herkes hem öğretmendir, hem öğrenci.Rahmetli Kemal GÜNAL Yazılarıyla beni çok aydınlatmıştı.
Bana öğrettikleriyle o'na çok şey borçluyum.Hakkını helal etsin,nur içinde yatsın.
Kaybettiğimizde çok üzülmüştüm.

Yazan: Neşe DEMİRAĞ
 


Kemal Günal abim nur içinde yatsın benim orta okul lise günlerimin çoğu kemal abimin yanıda geçti dükanında yanına giderdim çok şey örendim okumayı okuma alşkanlığını Dünyadan habrder bir insandı,gerçekten yeri doldurulamaz nur içinde yatsın mekanı cenet olsun çok özlüyoruz onu ve onun gibi abilerimizi kardeşlerimizi hemşerilerimizi hepsi nur içinde yatsınlar saygılarımla Madenli Abdullah ÇAVAK

Tam iki yıl oldu.
Ve biz onu hiç unutmadık...










Merhum Kemal GÜNAL'ın fotoğrafı, yeğeni Cem Aydoğan tarafından gönderilmiştir

sevgili arkadaşım. dostum nur içinde yat. mekanın cennet olsun.İLHAN ARSLAN


Canım abimin ölüm yıldönümü nur içinde yatsın mekanı cenet olsun bu vesileyle Aynı dönemin arkadaşları Mehmet Yusuf nusret uyusal Gaffar abi veysi canpolat hem aynı dönem hemde arkadaşlardı hepisinin mekanı cenet olsun nur içinde yaktsınlar .. Abdullah ÇAVAK





Araştırma Kategorileri
Twitter - @bizmadenliyiz
Son Eklenen Fotoğraf
Ziyaretçi İstatistiği

Aktif  Online Ziyaretçi : 4

Toplam Ziyaretçi Sayısı : 3265845

İlk Yayın Tarihi :   06.12.2006