Ana Sayfa
Gertrude Bell Dosyası

GERTRUDE BELL (1868-1926)
İlk eğitimini ailesinden aldı, daha sonrada Londra'da okula devam etti. Bayanların universite eğitimi almasının pek yaygın olmadığı bir dönemde, Oxford Universitesinde Tarih eğitimi aldı ve buradan birincilik ile mezun oldu. Mezuniyetinden sonra ağırlıklı olarak Avrupa'yı gezdi ve İran'a gitti. 1897-98 ve 1902-1903 yıllarında 2 defa dünya turuna çıktı.1899-1900 yıllarında Kudüs'e yaptığı bir seyahatte Arap kültürü ve insanlarından etkilenerek, Arapların dillerini öğrendi, arkeolojik alanlarını inceledi, çöl derinliklerine seyahatler yaptı ve kendisine sadece erkek rehberler eşlik ettiler. Arap ülkelerini ve kabilelerini yakından tanıyor olması dolayısıyla İngiliz Gizli Servisi tarafından I.Dünya Savaşında işe alındı. Savaştan sonrada İngiliz Gizli Servisi ile olan çalışmaları devam etti ve Bağdat'a üst düzey Komiser olarak atandı ve burada Irak'ın ülke sınırlarının çizilmesinde aktif rol oynadı. 

Getrude Bell, 1899 yılından başlayarak 1911 yılına kadar Anadolu'ya birçok defa gelmiş ve her gelişinde değişik bir rota izlemiştir. 

İngiltere'deki Newcastle Universitesi, 4 yıl süren bir çalışma ile Getrude Bell'in 1600 adet ailesine yazılmış detaylı mektup, seyahatleri esnasında tuttuğu 16 adet günlük, değişik parçalardan oluşan 40 paket ve 1900-1918 yılları arasında çektiği 7000 adet fotoğrafı derleyerek bir arşiv çalışması yapmıştır.

Maden'in Kültür Arşivine katkı sağlamak amacıyla http://www.gerty.ncl.ac.uk/ adresinde yayınlanan bu dökümanların Ergani-Maden-Hazar gölü-Elazığ ile ilgili bölümlerini sitemizin bu bölümünde belli bir döneme yayarak yayınlamayı hedefliyoruz.

Getrude Bell, Maden ilçesine 5 Haziran 1909'da gelmiş, 6 Haziran 1909'da ayrılmıştır. Anadoluya yaptığı bu seyahatte izlediği rota şöyledir; 

Khak- Deir es Salib- Diyarbekr(Diyarbakır)- Arghana(Ergani)- Arghana Ma'den (Maden) - Göljik (Hazar Gölü)- Mezreh (Mezre-bugünkü Elazığ)-Kharput (Harput)- Kömür Khan (Kömürhan)- Iz Oglu (Kale) - Malatiyah (Malatya) - Pergieh - Arslan Tepeh - Malatiya Eskisheher (Eski Malatya) - Elemenjik - Arga - Levandi Chai - Chatagh - Levent - Ozan - Kotu Kal'ah - Derendeh (Darende)- Yazi Keui - Telin - Osmandedeli - Kopek Euren - Near Bey Punar - Boran Dereh

 
GERTRUDE BELL İN 5 HAZİRAN 1909 TARİHLİ GÜNLÜĞÜ


 

www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude1.jpg
Fotoğraf. N110- Tarmur'da (Ergani yakınlarında bir yer) damadın köyüne giden bir düğün alayı


www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude2.jpg
Fotoğraf. N111- Tarmur'da (Ergani yakınlarında bir yer) damadın köyüne giden bir düğün alayı


www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude3.jpg
Fotoğraf. N112- Ergani Meryem Ana Manastırı



 

5 Haziran 1909,Cumartesi. Dün gece Tarmul'da bir düğün vardı. Komşu köyün sakinleri bir katırı çaldılar. Silah seslerini duyduk. Bu sabah katır tekrar ele geçirildi ve düğün alayı ile damadın köyünün yolunda karşılaştık, görüntü tam anlamıyla mezbelelik idi. Gelin parlak morumsu kırmızı renkte örtülmüştü. ... 

Saat 6'da ayrıldık ve Kaydeu K.'dan R'ye saat 6.30'da geçtik . 6.50'de R.'den Shawa K'ya. Her iki mesafe yaklaşık ¾ mil. 7.10'da R'den bir mil uzaklıkta ki Tulkhum. 8.15'de küçük bir ırmağı geçtik. Tulkhum'dan hemen sonra, Tulkhum'a göre oldukça düşük bir kodda olan küçük bir ovayı geçtik. R'den yaklaşık 1 mil uzakta ovanın ortasında bir köy vardı ... 

Saat 9'da yolun Ergani'ye ayrıldığı yere geldik ve saat 9.10'a kadar burada kaldık. Fattuh'u, Jusef ve onbaşıyı alması için arkada bıraktım, manastıra doğru at sürmeye devam ettim, Ergani solumuzda kaldı. Manastır ve köy muhteşem bir konumda, Manastır sivri uçlu bir tepenin dik bayırında, köy ise tepede bulunuyor. Saat 10.10'da buraya ulaştık ve 10.35'e kadar burada kaldık. Burada hoş bir manzara ve daha da önemlisi hoş bir fincan kahve ile ödüllendirildik. Manastırın, Ermeni manastırı olduğu, Meryem Ana'ya ithaf edildiğini ve 1865 yıllık olduğunu söylüyorlar. Fakat Manastır ortaçağda, yeniden inşa edilmiş olmalı , muhtemelen 14.yüzyıl, kilise kapısı üzerinde bir parça Arap motifleri ve kilisenin doğuya bakan ucunda(apse) ki S'de bulunan girintide bazı küçük şapkalarda düz Arap şekilleri ...

Rüzgar oldukça sert ve oldukça soğuk. Saat 11.15 -11.35 arasında öğle yemeği yediğimiz bahçelere aşağıya doğru at sürdük. Daha sonra, vadinin karşı tarafında üzerinde yol olan tepenin taşlı bayırı boyunca devam ettik. Orayı saat 12.50'de geçtik ve 13.00 sularında Karandan Köprüsü üzerinden Maden çayını geçtik. Böylece uzun ve rüzgarlı bir tepenin üstünden ve düzgün olan yoldan çıkarak tekrar Maden çayına indik. Bakır eritme işi, odun kömürü ile yanan bakır eritme fırını ve üflenen iri alevler. Bakır kaba levhalara dökülüyor ve develer ile götürülüyor. Dumanın yoğun olduğu maden ocağının olduğu yere gitmedim. Anlaşılan orada maden cevherini kısmen eritip arıtıyorlar. Saat 15.00'da dere boyundaki hana (Khan olarak yazılmış olan kelimenin han olduğunu tahmin ediyorum) vardik ve karavanın henüz vardığını gördük. Kamp kurmak için alan bulunmadığı için hana yerleştik. Derin bir vadideki küçük bir ingiliz oteline benziyor. Tepeler tamamen çıplak ve kırmızı.


 

www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude4.jpg
Fotoğraf. N113- Ergani Maden, Dağları genel görünümü


www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude5.jpg
Fotoğraf. N114- Maden


 

GERTRUDE BELL İN 6 HAZİRAN 1909 TARİHLİ GÜNLÜĞÜ


 

www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude6.jpg
Fotoğraf. N115- Gölcük, göl kenarında at üstünde adam

www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude7.jpg
Fotoğraf. N117- Gölcük


 

6 Haziran Pazar. 6.20'de Maden'den ayrıldım. Puslu ve seyrek yağmur yağıyor. Maden Suyunun dar rüzgarlı vadisini takip ettik. Oldukça yabani ve sarp, tepelerde bir parça yeşillik, her bir dik su yolunda kavak ağaçları, söğüt ağaçları ve zezafun(?). Taç yaprakları içeriye kıvrılmış beyaz çok güzel bir yaban sünbülü buldum. Kahve yüklü bir çok deve kervanı geçti. Saat 9.40'da Pırnos(Tekevler)'taki hana ulaştık ve burası, Avrupadaki gibi, bir parça verimli ova, bu noktada oldukça zayıf olan Dicle nehri söğüt kümeleri arasından sakin sakin akıyor ...

Öğle yemeği yediğim(10.55-11.30) Gezin hanına gelinceye kadar sağanak bir yağmur yağdı ve burada karavanı bekledik. Karavan ile beraber yola koyulduk ve saat 11.55'de çok güzel, puslu tepeler arasında uzanan ve suyu hafif tuzlu olan Gölcük gölü kıyılarına ulaştık. Gölün karlı tarafının yüksek kesimlerinde biraz kar var. Göl'den ayrıldık ve saat 13.40'da küçük bir köy olan Şebgan köyüne geldik. Kısa bir süre sonra tepenin üstüne çıktık ve aşağıda Harput ovasının tamamını gördük. Yolu aşağı doğru takip etmedik. Saat 16.00'da Keghvauk'dayız ve dut ağaçları, kavak ağaçları ve söğüt ağaçları arasında kamp yaptık. Ovanın karşısında kavak ağaçları tarafından çevrelenmiş köylerden oluşan mükemmel bir manzara var. Keghvauk, Ermeni köyü.


 

www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude8.jpg
Fotoğraf. N118- Gölcük, gölün üstten görünüşü


www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude9.jpg
Fotoğraf. N119- Gölcük, Fattuh ve yük taşıyan atları gölün kenarında


www.madenliyiz.biz/images/getrude/getrude10.jpg
Fotoğraf. N120- Gölcük



GERTRUDE BELL'İN 6 HAZİRAN 1909'DA ANNESİNE YAZDIĞI MEKTUP

6 Haziran Pazar. 

Sevgili anne,
Türk şehirlerinden en ilginçlerinden biri olan Diyarbakır(Amida)'da 3 gün geçirdim. Dicle nehrinin sarp uçurumlarının üstünde kurulmuş olan bir şehir. Etrafı, siyah volkanik taşlar ile inşa edilmiş, neredeyse mükemmel, bir kısmı orjinal Bizanslılar tarafından güçlendirilmiş, bir kısmı muhteşem Arap işi olan görkemli duvarlar ve kuleler ile çevrilmiş. Böylece, etrafı çitle çevrilmiş olan bu büyük şehir, siyah ve tehditkar duruyor.

........

Bütün bir günü şehrin etrafındaki surları incelemeye ayırdım. Surlarının tamamının planını çıkarabilmek için zaman ve yeteneğim olsun isterdim. O surlar ki, ortaçağda yapılan güçlendirme çalışmalarının ilk örneklerinden biri olması konusunda hiçbir şüphe yok. Fakat surların planlarını çıkaramadım, çünkü bunu yapmak için resmi idareden birçok değişik izin almam gerekiyordu ve bu da gerçekten çok can sıkıcı olurdu. Surların yerine çok ilginç 2 kilisede çalıştım ve büyük camide yaptıklarımın aynısını bu 2 kilisede de uyguladım. Surların yanındaki cami Diyarbakır'ın önemli göze çarpan özelliklerinden biri. Bu Cami, bir saraya(veya muhtemelen bir kilise) ait olması gereken çok büyük bir avlunun içinde bulunuyor. Saray 5.veya 6. yüzyılda yapılmış olmalı. Sanırım 6.yüzyıldan daha ziyade 5.yüzyılda, hatta 4. yüzyılın sonlarında yapılmış olmalı. Bu avlunun bir tarafı cami inşa edilirken yıkılmış, diğer üç tarafında ise muhteşem kolonlar bulunmaktadır. İnsanların hoşlanmayacaklarını düşünerek burada herhangi bir ölçüm yapamadım. Fakat kaba bir plan çıkardım ve düşünceli bir şekilde ileri-geri yönlerde hareketler yaparak ayaklarımla ölçümler yaptım. Böylece buraya ait yaklaşık ölçüleri aldım. Daha sonra bir çok fotoğraf çektim...

.....

Telgrafınızı aldığımda çok sevindim- .....Soyulduğumu biliyor muydunuz? Sir Gerard'mı size söyledi? Daily Mail gazetesinden öğrenmemiş olmanız için dua ediyorum. 4 Haziran Cuma günü Diyarbakır'dan ayrıldım ve bütün bir günü oldukça sıkıcı bir şekilde at sırtında ve sonsuz gibi görünen bir ovayı geçmek için geçirdim. Tepelerin altında küçük bir köyde (Tarmul) kamp yaptık. Köyde bir düğün devam ediyordu ve büyük şenliğin sesleri kampa kadar geliyordu. Gece komşu köyün sakinleri fırsatı değerlendirerek köylülerin atlarını çalmak için baskın yaptılar. Neredeyse alışmış olduğum tüfek sesleri ile uyandırıldım. Korumalarım ve Fattuh'un fişekleri silahlarına sürdüklerini işitinceye kadar buna pek dikkat etmedim. Daha sonra ne olduğunu görmek için dışarı çıktım. Fakat daha sonra hiçbirşey olmadı ve tekrar uyumaya gittim. Ertesi sabah gelini almaya gelen düğün alayı ile damadın köyünün yolunda karşılaştık. Gelin tepeden tırnağa kadar parlak morumsu kırmızı renkte ipek ile örtülmüş idi. Gelinin gideceği yer ve gelin alayı tam mezbelelik idi. ...... Günün ortasında Ergani olarak adlandırılan yere geldik. Ergani yüksek sivri uçlu bir tepeninin yanına kurulmuş muhteşem bir yer. Bütün uçurumların üstünde bir Manastır vardı. Manastır hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve buradaki Hristiyanlık ile ilgili şeylere zarar verilmemişti. Bundan dolayı burayı görmeden geçemeyeceğimi düşündüm. Manastıra ulaşmak için bir saat dik ve rüzgarlı bir yolda at sürdük. Manastırda hoş bir manzara ve Baş Rahib'in ikram ettiği hoş bir fincan kahve ile ödüllendirildik. Manastır ortaçağda yeniden edilmiş olmalı. Daha sonra başka bir yoldan Manastır'dan aşağıya indik, bu yolda eşit şekilde dik ve kayalık idi. Şiddetli bir rüzgar esiyordu ve bulutlar tepelerin üstünde yarışıyor gibiydiler. Bunların hepsi çok yabani ve muhteşemdi. Ergani-Maden' inde kamp kurduk, daha doğrusu bir handa konakladık. Kendimizi tekrar Dicle vadisinde bulduk. Burası Maden çayı olarak adlandırılıyor. Vadi çok dik ve dar olduğu için çadırımızı kurup kamp yapmak için uygun bir yer bulamadık. Oldukça güzel bir handı ve İngiliz hanlarının mobilyasız haline benziyordu. Hanın, Diclenin kenarında içinde asma ve dut ağaçları olan küçük bir bahçesi vardı. Handa kaldığım odanın pencerisinden Ergani-Madeni'nin, vadinin diğer tarafında ki üzeri duman ile kaplı dik tepesine baktım. .........Ergani Madeninde Türkiye'nin en eski ve en büyük bakır madeni bulunmakta. Bakır, dağın üzerinde çıkarılıyor ve maden cevheri kısmen orada dağın tepesinde eritiliyor (dağ bundan dolayı dumanlı) ve daha sonra odun kömürü ve körük ile işlemi bitirmek için Dicle'nin ucundaki fırınlara getiriliyor. Bu kısmı gördüm fakat yukarıdaki maden ocağına gitmediğimi söylemeye utanıyorum. Çok rüzgarlı ve fırtınalı bir gündü ve Manastırlardan sonra bir çok tepe tırmanmam gerekmişti. Bakır kaba yuvarlak levhalara dökülüyor ve develer ile taşınıyordu. Bugün bir deve kervanı gördük. Dün gece yağmur çok yağdı ve bu yüzden bu gün güzel bir yolculuk yaptık. Sabah kısa aralıklarla yağmur yağmaya devam etti ve saat 15.00'a kadar güneşi göremedik. Hava olumlu şekilde soğuktu ve ben uzun zamandan beridir hiçbir şeyden bu kadar hoşlanmamıştım. Dar Dicle gecidi boyunca birkaç saat at sürdük. Gecit engebeli ve muhteşem idi. Daha sonra Dicle'nin doğduğu küçük güzel bir ovaya vardık.(Bermaz ovasından bahsediyor) Dicle söğüt kümeleri ve buğday tarlaları arasından sakin sakin akıyordu. İngiltere'deki Wiske'den daha büyük olmayan ve kaynağına 4 satte ulaştığımız küçük akarsudan ayrıldık. Gezin'e doğru yolumuza devam ettik ve burada öğle yemeği ve kahve için mola verdik. Yağmurun durmasına rağmen bulutlar hala karşı tepelerde sürükleniyorlardı. Yolumuz bizi doğuda enfes bir göle götürdü. Bu gölün adı Gölcük idi ve dağların derinliklerinde bulunuyordu. Daha sonra yüksek bir rakıma tırmandık ve tepeye geldiğimizde ayaklarımızın altında verimli bir ova gördük. Fırat'ın rüzgarı doğu tepelerine doğru esiyordu. Karşı tarafta Harput görünüyordu. Harput bizden 3 saat uzaklıkta olmasına rağmen, son 10 saattir at sırtında olduğumuz için dinlenmeden daha ileri gitmemeye karar verdik ve geçidin (sanıyorum deve boynundan bahsediyor) hemen yakınındaki bir dut bahçesinde kamp kurduk. Dutlar olgunlaşmışlardı ve ovanın karşı tarafı çadırımdan oldukça güzel görünüyordu. En sonunda kendimi Küçük Asya'ya girmiş gibi hissettim, başka hiçbir ülkede onunki gibi tepeler ve göller yok, köyler kavak koruları ve geniş adeta gülümseyen vadilere kurulmuş. İnsanlar Kürtçe yerine Türkçe konuşuyorlar ve ben bundan dolayı çok memnunum. Kötü olan Türkçe'mi tekrar kullanmaya başladım.


GERTRUDE BELL'İN 7 HAZİRAN 1909'DA ANNESİNE YAZDIĞI MEKTUP

www.madenliyiz.biz/images/articles/N-125.jpg


 

Fotoğraf N125- Getrude Bell'in kampı ve Mezre ovasının genel görünümü
 

www.madenliyiz.biz/images/articles/N-126.jpg



Fotoğraf N126- Mezre kasabası ve ovasının genel görünümü

7 Haziran Pazartesi. Bu sabah Harput'un daha doğrusu Mezre'nin muhteşem ovasını katetmek için 3 saat at sürdük. Harput şehri, Mezre'ye yaklaşık 1,5 saat mesafede bir tepenin üstüne kurulmuş. Yolumun üzerinde bir kilise harabesine kurulmuş Romalılar döneminden kalma 2 adet muhteşem kitabe(yazıt) buldum. Bu kitabelerin biliniyor olduklarını sanıyorum ancak yinede bu kitabeleri kopyaladım...Bu iki yazıt Domitius Corbulo'nun(*) 3.Lejyon ile yaptığı seferin kayıtları idi. 
 

www.madenliyiz.biz/images/articles/N-122.jpg



Fotoğraf N122- Domitius Corbulo'nun M.S.65 yılında yaptığı seferin anısına dikilen anıt

Öğlen yemeği için beklerken Coquelin hakkında yazdığın ve çok beğendiğim kısmı okudum. Onun hakkında bugüne kadarki en iyi değerlendirmeyi yaptığını düşünüyorum. Keşke oda okuyabilseydi! Kendiside bu yorumu severdi. Şimdi yukarıya, Harput'a muhteşem kaleyi görmeye gidiyorum. Şunu söylemek zorundayım ki Türkiye muhteşem bir ülke. Çadırımın kurulmuş olduğu yerden görünen tepeleri, ovayı ve bahçeleri görebilmeni isterdim. 

Kızın Getrude.

(*)Domitius Corbulo: Ermenistan'ın Roma İmparatorluğu'na tekrar katılmasını sağlayan General. 


Araştırma - Çeviri :Eyüp ÖZBAY
Elektrik Yüksek Mühendisi 
Kaynak Dili: İngilizce


Kaynak:http://www.gerty.ncl.ac.uk/

lk Yayın Tarihi: 16.12.2006-06.05.2007

Osmanlı'yı parçalayan kadın

Arkeoloji merakıyla gittiği Ortadoğu'da gizli servise katılıp Musul, Bağdat ve Basra'nın Osmanlı'nın elinden alınmasında başrol oynayan İngiliz Gertrude Bell'in hikayesi.

Soylu bir İngiliz ailesinden gelen Bell, Oxford Üniversitesi'nde tarih eğitimi aldıktan sonra Ortadoğu'ya sayısız ziyaretler yaptı. Çok iyi Arapça, Farsça ve Türkçe bilen Bell, bu ziyaretlerde kadınlığını da kullanarak o zamanlar Osmanlı'nın kontrolünde olan Kudüs'te, Suriye'de ve Irak'ta yerel halk ve tüccarlarla güçlü dostluklar kurdu.

Pratik zekası ve güçlü hafızasına, zamanını ve geçmişi anlama becerisi de eklenince İngiltere'de çok tanınan Ortadoğu uzmanlarından biri haline geldi. Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken İngiliz hükümeti, bilgilerinden faydalanmak için onu İngiliz istihbarat Servisi'nde davet etti. Bell, İngilizlerin Irak'ı işgalinde ve yerel halkın onlarla birlik olmasında kilit rol oynadı. Hizmetleri ülkesinde o kadar takdir edildi ki Ortadoğu'yu yemden şekillendirmek için Churchill tarafından 1921'de düzenlenen Kahire Konferansı'na katılan tek kadın oydu.

Doğu'ya ilk seyahat

Gertrude Bell, 1868'de Durham'da zengin ve soylu bir ailede dünyaya geldi. 15 yaşına kadar eğitimine ailesinin yaşadığı büyük bir şatoda özel öğretmenlerle devam etti. O tarihlerde hemen hemen tüm soylu genç kızların yaptığı gibi iyi bir koca bulma yansına girmedi. Ailesinin, özellikle de üvey annesinin teşvikiyle 18 yaşında Oxford Üniversitesi tarih bölümüne kayıt oldu. Okulu birincilikle bitirdi. Arkeoloji ve eski medeniyetlere olan merakı nedeniyle her zaman hayalini kurduğu yolculuğa çıkma zamanı gelmişti. İlk yolculuğu İstanbul'a oldu. Daha sonraki durak Tahran'dı. önemli bir aileden geldiği için Tahran'da bir prenses gibi karşılandı. Büyükelçilik rezidansını bir "ana kamp" gibi kullanarak oradan Mısır'a, Ürdün'e, Suriye'ye geziler yaptı. Hem dilini geliştirdi, hem de arkeolojik yerlerin bulunmasında ve korunmasında yerel yönetimlere büyük yardımı dokundu. Gittiği yerlerde gördüklerim günlüklerine yazıyor ve çizdiği haritaları İngiliz Kraliyet Coğrafya Merkezi'ne gönderiyordu. 1913'te İngiltere'ye döndüğünde artık herkes Gertrude Bell'i bir Ortadoğu uzmanı olarak görüyordu.

M15'e katılma

Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına aylar kala Osmanlı İmparatorluğu dağılma sinyalleri verirken, İngilitere'de diğer tüm Avrupa ülkeleri gibi Ortadoğu'nun değerini anlamıştı. İngiliz Hükümeti, Ortadoğu hakkında sayısız konferanslar veren, kitaplar yazan Bell'in yardımını istedi. Bölgeyi çok iyi tanıyor, yerel yöneticilerle çok iyi anlaşıyor ve halkı çok iyi anlıyordu. 1915'in Kasım ayında Gertrude Bell, İngiliz İstihbaratına katıldı. Ortadoğu bölümünde çalışmaya başlayan Bell için en büyük mutluluk nihayet uzun zamandır hayalini kurduğu Ortadoğu'ya geri dönecek olmasıydı. Londra'dan kalkan gemiyle Kahire'ye geldi. Teşkilatta artık "Queen of Desert (Çöl Kraliçesi)" olarak tanınıyordu. Orada 1911 yılında Karakeş'te bir kaç gün bir araya geldiği genç bir arkeologla tanıştı. T. E Lawrence adındaki genç arkeolog, daha sonraları Arabistanlı Lawrence olarak anılacak ve Ortadoğu'daki tüm dengelerini Osmanlı aleyhine bozacaktı.

Irak'ın işgalinde baş roldeydi

Bell, Kahire'de bir ofiste tüm gün çalışıyordu. Bölgeyi o kadar iyi tanıyordu ki, çizdiği haritalar, merkeze gönderdiği istihbarat bilgileri İngilizler Irak'ı işgal ederken kilit rol oynadı. İşgal, Bell'in çizdiği haritalara ve su kuyularını tek tek gösterdiği planlara bakarak gerçekleştirildi. İngilizler'in Basra'yı işgalinden sonra Bell, orada bir ofise yerleşti. 1917'de de Bağdat İngilizlerin eline düşünce, İngiliz İstihbaratı'nın Ortadoğu sorumlusu oldu. Savaş sona erdiğinde, Bell'in İngiltere için önemi daha da arttı. Yeni Irak'ın sınırlarının çizilmesinde en büyük söz sahibi ol oldu. Çoğu günler kendini odasına kapatıp, haritaların başında saatler geçiriyordu. 1919'da Paris'te düzenlenen konferansta Bell'in ve birlikte çalıştığı Arabistanlı Lawrence'ın fikirleri dikkate alındı. Yeni sınırları çizilmiş Irak'ın ileri gelenleri tarafından "El Hatun" olarak tanınıyordu. Barıştan sonra tüm günü ülkenin ileri gelenlerini, şeyhleri dinlemek ve fikirlerini paylaşmaktı. Irak'ın gölgedeki lideri o olmuştu. Osmanlı himayesinde yüzlerce yıl yaşadıktan sonra İngiltere'nin himayesine giren Iraklıklar, El Hatun'a kendi kendilerini yönetme zamanı geldiğim söyleyince Irak'a bir lider arayışına girildi.

First Leydi El Hatun

Nasıl, Irak'ı Osmanlı'lardan alan Bell olduysa, Irak'a yöneticisi de onun işiydi. Arabistanlı Lawrence'la bir araya gelerek en iyi seçimin 1919'da Paris konferansında tanıştığı Emir Faysal olduğu kararına vardılar. 1921'deki Kahire Konferansı'nda Churchill'i de ikna ettiler. Ve Faysal, 23 Ağustos 1921'de İngiltere'nin himayesinde Irak Kralı olarak taç giydi. Sıcak bir Ağustos ayında yapılan törende baş konuk, Paris'teki lüks bir butikten alınan beyaz bir kıyafet giymiş olan El Hatun'du. Bando, İngiliz marşı olan "Tanrı Kraliçe'yi korusun" marşını çalışıyordu. Modayı yakından takip eden ve güzel kıyafetleriyle sarayda dolaşan Bell, Faysal'ın en büyük danışmanı olmuştu. Öyle ki bazı davetlerde, Faysal'ın karısı ve çocukları Mekke'de yaşadığından Irak'ın First Leydisi olarak tanıtılıyordu. Geceleri Faysal ve Bell, uzun yürüyüşlere çıkıyor ve birlikte çok zaman geçiriyordu. Bunlarda haklarında aşk dedikoduları çıkmasına neden oldu. Faysal, Iraklılar arasında güç kazandığında Bell için de gitme zamanı gelmişti. Osmanlı'nın çöküşünde, İngilizler'in Ortadoğu egemenliğinde söz sahibi olmasında en büyük payı olan insanlardan biri, 1926 yılında bir avuç dolusu uyku hapı içerek intihar etti. Neden intihar ettiği ise hala büyük bir sır.


Kaynak
Vatan Gazetesi, 2006

Erişim Link : http://www.arastiralim.com/tag/osmanli-tarihi
Erişim Tarihi : 31.07.2008

 

Yazan: K.Efe ORUÇ
İlk Yayın Tarihi: 31.07.2008

TARİH KAÇ KEZ TEKERRÜR EDER? GERTRUDE BELL

Son yıllarda hiç ummadığımız anlarda ve asla beklemediğimiz yerlerde karşımıza çıkan Amerikalı, İngiliz, Alman, Fransız vatandaşı yabancıların Türkiye'deki varlıkları zaman zaman gazetelere konu oluyordu. Gerek kentli, gerekse köylü vatandaşların "turist" gözüyle baktıkları bu insanların aslında birer "misyoner" olduğu; dini bütün vatandaşlarımızın aklını çelmeye çalıştıkları iddia edildi; hatta birkaçı polis ya da jandarma sorgusuna çekilip ifadeleri bile alındı. AMA GAYELERİ FARKLIYDI BU İNSANLARIN.

Bizler gibi sıradan vatandaşların bu insanların kim olduğunu anlamış olduklarını sanmıyorum. Hatta, devlet görevlilerinin de... Büyük olasılıkla, "sersem turist" muamelesi gördü bunlar ve gezilerini (gizli işlerini) bitirdikten sonra da ellerini kollarını sallayarak çekip gittiler... 

Eskiden bu ülke en değerli tarihi ve kültürel varlıklarını, böyle istedikleri yerde serbestçe gezebilen gezgin kılıklı yabancıların insafına terketmişti. Sultan, ören yerlerindeki en nadide parçaları ülkesine götürmek isteyen bu yabancılara engel olmaya çalışan duyarlı memuruna; 

"Bre deyyus, Memalik-i Osmani'de taş mı kalmadı da adama engel olursuz. Virün gitsin..."demiştir...

Aradan kaç nesil geçti; onlar değişmediği gibi biz de değişmedik... 

Yabancılar yine en kuytu memleket köşelerinde geziyor, biz de aylak aylak onları seyrediyoruz... Örnek ABD Büyükelçisi Ross Wilsonun Güneydoğu Anadolu Bölgesi ziyareti. Görünüşe bakılırsa, birliğimizi, bütünlüğümüzü bunların insafına terketmiş gibiyiz...

Netice itibariyle geçmişte oynanan oyunlar şimdide devam etmektedir.Türkiyede madenler çok olduğundan yok pahasına yabancılara satmaktayız bu gelişmelerde Gertrude Beller sayesinde olmaktadır. Ross Wilsonun Güneydoğu Anadolu Bölgesi ziyareti sonrası Elazığ'a yapılacak madencilik yatırımının 1 milyar dolar olacağı ulusal basın ve yayın organlarında 1.perdeden duyrulmuştur.

HALBUKİ YEREL YÖNETİCİLERİMİZ İSE BU HABERLERİ DUYMAZDAN GELİP HALKI SAANEM KEÇİ BESLEME KONUSUNA YÖNLENDİRİP HALK ADETA KANDIRILMIŞTIR.


Bre deyyuslar,

Memalik-i Türkiye'de Maden'mi kalmadı da adama engel olursuz. Virün gitsin BAKIR MADENİ..."


Yazan: Hakan Hüseyin ARMAĞAN
İlk Yayın Tarihi: 31.07.2008

 

Fitne Fesat Uzmanı Bir Kaltak...

...Birinci Dünya Savaşı sırasında teşkilatın faaliyetleri giderek artar. Ancak, karşılarında dünyanın en iyi casuslarından biri olan ve Ortadoğu'da faaliyet gösteren, İngiliz haberalma teşkilatının bel kemiği, Merkez şefi, Bayan Gertrude Bell ile Thomas Edward Lawrence, Captain Shakespeare ve adamları vardır.
...
Elamanların niteliği açısından bir kıyaslama yapacak olursak, Teşkilat-ı Mahsusa'yı Arap Yarımadası'nda yenilgiye uğratan İngiliz gizli servisinin bel kemiği Lawrence bir öğretim üyesidir. Arkeolog olan Lawrence aynı zamanda Ortadoğu uzmanıdır, profesyoneldir.

Prens Faysal'ı ilk Irak Kralı seçtiren, Irak'ın bugünkü sınırlarını bizzat kendisi çizen, ''Irak'ın taçsız kraliçesi'' olarak da bilinen İngiliz kadın casus Gertrude Bell ise, Lawrence'a göre çok daha göz kamaştırıcı niteliklere sahiptir. Oxford'un ilk kadın mezunu olan ve çağın imkanlarıyla iki dünya turu yapmış bir istihbaratçıdır. Bizim istihbaratçılarımız ise, vatanını kurtarmaya çalışan çoğu asker amatörlerdir...

Kaynak: Tuncay Özkan, MİT'in Gizli Tarihi, s. 71,78

 

Yazan: Lütfi ERGENE 
İlk Yayın Tarihi
: 01.08.2008






Araştırma Kategorileri
Twitter - @bizmadenliyiz
Son Eklenen Fotoğraf
Ziyaretçi İstatistiği

Aktif  Online Ziyaretçi : 37

Toplam Ziyaretçi Sayısı : 3250340

İlk Yayın Tarihi :   06.12.2006