
Yönetici
Toplam Yazı: 315
Üyelik: 08.12.06
|
Birinci Olan Eser
HATIRDA KALAN NAĞMELER
Kökleri toprağa salınmış çınara benzer kültür. Onu sulamak, geleceği beslemek gibidir.
Çınarın köklerinden biri de ilçemize, bakıra uzanır. Düşünürken kendimi bir yana bırakırım. Dağlarında çağlayan bakır madeniyle özünü oluşturur. Doğu'nun incisi, değeri bilinmeyen bir elmasıdır. Buram buram kültür kokar, maden kokar. Kapanır yavaş yavaş kapıları, iner kepenkleri. Hani suya damlatılan bir damla mürekkep değiştirir ya suyun rengini; öyle değişir bakır devri. Her şeye rağmen ne der Mevlana: 'Dünle beraber gider, düne ait ne varsa. Bugün yeni şeyler söylemek gerekir.'
Bütün güzelliğiyle, tazeliğiyle yükselen güneşe doğru bakarım da ne suskun şehirdir Maden. Onu okumak, anlamak, görebilmek, onda görebildiğinden mana çıkarmak; uyanık davranmak, zekayı terbiye etmek, düşünmek, düşünürken dalıp gitmek... Her yerde yaşanıyor ve yaşatılıyor sanılsa da bizim ne suyumuz başka sulara ne havamız başka havalara benzer. Her ziyareti bizler için ayrı keyif olan bayram günleri gibi. Şekeri, tatlıları, sabah kalkıp gözleme yapan anaların öpülesi elleri... Mutlu çocuk yüzleriyle dolu sokaklar, ziyaret edilen akrabalar ve barışan küsler bayramların ilçemize getirdiği küçük mutluluk tohumlarıdır. Can verir, yüreği dolu Maden sevenine. Göçüp gidenleri anımsatır bize o günler. Kabirler ziyaret edilir. Onların mezar taşlarına yazılmış olan adları yeşil bir nur gibi akseder yüreğimize.
Güneş, her gün yeni bir umutla doğar. Gelir çatar ramazan ayı, gönüllerin sultanı. Bedenlere sağlık, gönüllere huzur veren ayların tacı...Kulağımıza uyku esnasında fısıldar davul sesleri. Zaman olur yemekler ikram edilir komşuya, bal niyetine tatması için. Birlikte oturulur bizim buralarda aynı iftar sofrasına. Birlikte dua edilir; huzurun tadına birlikte varılır. Tespihler çekilir, gönüller coşar. Hafif bir gülümseme açar susuzluktan kurumuş dudakları.
Bizi biz yapan öteki değerimizdir konukseverliğimiz. Yöre halkımız, -yüzündeki cevvalliğini- kaybetmemiş, küçük gözlerinin parlaklığıyla karşılar sizi. İçtenliğiyle bütün insanlığa seslenebilecek kadar engindir. Sevgi ve şefkat ışığı olur sizlere. Yalnızlık hissi uyandırmaz. Sıcakkanlılığı, misafirperverliği ön plandadır ve gönül bağı olur. Halkımız, konuklarını sevgiyle karışık bir duyguyla selamlar, ağırlar ve uğurlar.
Bir toplumu millet haline getiren en önemli ortak değerdir dil. Dilimiz, bize bizi ve saklı kalan kimliğimizi öğreten. Lisanımızdır, yüreğimizdeki şeyi söyleyen. Ne alafrangalığı aradık ne de ayrılık var. Dilimiz, İstanbul Türkçesi gibi sade, duru, coşkun ve temizidir.
Necip Fazıl'ın dediği gibi : '
'Gecesi sümbül kokan
Dili bülbül kokan, İstanbul.'
Sessizlik dağıtırsın. Sesin kulaklarımdan yüreğime akar. Taze bir hayalisin küçük patika yolların. Yıllanmış hatıralarım saklı. Her baktığımda kendimi görür, yeni izlenimler edinirim. Satıcılar geçer dar sokaklarından. Birde peşinden koşan çocuklar...Tozundan, toprağından, çakılından şikayetçi değiliz biz, bu yolun. Çatlamış toprağın bağrına düşen su, iki dağın arasında çiçek açmış gibisin. Dağların eteğinde kurmuşsun evlerini. Suların hangi denize döküleceği belli olmayan deli bir ırmak gibi akar. Dicle'nin ilçemize doğan öteki kolu. Ak akabildiğince, özgürce. Aktığı yolu çok iyi bilen bir ırmağa çevrilebilecek tek güç yok.
Geceni de severiz, gündüzünü de. Yağmurunda ıslanırız, hayıflanmayız. Karında yürürüz, şikayet etmeyiz. Güneşine tutkunuz senin. Toprakla bütünleşen pürüzsüz güneşine. Senin topraklarında doğarız. Senin topraklarının ekmeğiyle doyarız. Yöresel yemeklerimizi unutmayız. Genizlerimize dolar lezzetli tatları. Hangi lezzet verir ki avreşkinin verdiği doyumsuz et kokusunu? Hele boraninin yaydığı ot kokusunu? Bizim kadınlarımızın, bizim annelerimizin ellerinde saklıdır sihirli tarifleri.
Din kardeşlerimizin yasları paylaşılırken de gıpta edilecek ve örnek alınacak bir tutum sergilenir. Sokak ortasında sağa sola dizilmiş sandalyelerde oturan insanlar, gelip geçen araçlar ve aradan geçmekten hayâ eden bayanlar ...Herkes taziye evine kendinden bir şeyler götürür. Bu zaman olur bir tabak sıcak çorba, zaman olur dillerdeki teselli sözcükleri olur. Gidenin dilimizde bıraktığı o acı tat, kalbimizde bıraktığı sızı ve yüzümüzdeki suskunluk tavrı yakınlarımız sayesinde kayboluverir. Sonra cemre düşer havaya, suya, toprağa. Önce hava ısınır, ardından buzlar erir en son kar topraktan kalkar. Toprak doyar suya. Unutulur acılar. Ve kardelenler açar yüze dağ başlarında. Artık mevsimlerden bahardır. İşte yaşamanın tam vaktidir.
Bir yaprak gibi sallanırım. Saklayamam gülüşlerimi. Çocukluk duygusu yüzümden bütün hücrelerime yayılır. Oyunlarla büyür çocuklarımız. Koşar, her ağaca selam verir; doğanın o müthiş enerjisini içlerinde hissederek adeta yeniden doğarlar. Çok eğlenirler o oyunları oynarken. Misket, saklambaç, Yedikule, istop...'Ne güzel!' derim. Yaşamak ne güzel.
Türkülerin bu kadar güzel söylendiği bir diyarda 'Yaşamak ne güzel!' İlçemizin kültürel mozaiğini türkülerde görebilir; saf ve temiz insanlarımızı orada yakalayabiliriz. Asırlar boyunca yaşadığımız her şeyi bir ozanın sözlerine dönüşmüş olarak türkülerde bulabiliriz. Ah o ölümsüz ezgiler yok mudur? 'Maden Dağı dumandır, Aziz Yar.' gibi kulaklarımızı okşayan ahenkler...
O ahenklerin dudaklardan döküldüğü başka bir andır düğünler. Davullar dövülür, zurnalar halay havaları üfürür, kazanlar kaynar o gün.Merak uyandıran muhteşem alaylar dolanır şehirde. İlk gün damada kına yakılır. İkinci gün sabahtan geceye kız kınası ve ertesi gün gelin alınmasıyla sona erer. Yürek hoşluğu, gönül rızasıyla çok coşkulu geçer. Diz vurup halaylar çekilir, yemekler yenilir. İşte böyle artar sevinçlerimiz. Düğünlerimizle birlikte yöresel kıyafetlerimizin de bize özel çizgisi vardır. Vazgeçilmez bir yanı vardır mahalli kıyafetlerin. Bir etek görünümünde, dökümlü olarak ayak bileklerimize inen şalvarlarımız, şalvarı tamamlayan oyalı yazmalarımız vardır. Orta yaşın üzerindeki bayanların manto giyip başlarına örtü takmaları dikkatleri çeker. Erkeklerin yumurta topuk ayakkabı ve cepkende düğme iliklerine geçirilmiş köstekli saatleri oluşturur halk kültürünü. Şöyle dönüp bir bakarım Atilla İlhan'a
'Bu bizim gökler gibisi
Hiçbir dağda çatılmamıştır
Yıldızlarımızın titremesi
Yüreğine deprem indirir
Topraktan sağdığımız pekmez
Güneşin başını döndürür' der. Sanki bize söyler. Sanki bize armağan eder bu güzel bukleleri.
Sığmazsın cümlelere ve hiçbir cümle seni tarif edecek kadar derin olmaz. Tarihimizin içinden süzülüp gelen ve bizi biz yapan kültür deryamızdan sizlere bir damla sunmakla gururluyum. Millet aynasında yansıyan ruh, millete hayat veren, millete şekil ve yön veren ruhtur. Bu da onun kültürü, medeniyeti demektir. Bu millet, hayata aksettirdiği bu medeniyet felsefesiyle asırlara sesini duyuracak, kendi kültür değerlerini duyan ve duyuran olacaktır.
Berçen SEKMAN
Maden Lisesi
İkinci Olan Eser
BAKIR MADEN
Uzaktan izliyorum şimdi Bakır Maden'i ve onun güzelliklerini. Doğunun bir zamanlar parlayan incisi; tarihiyle, kültürüyle, insanıyla... Elazığ'ın en köklü ilçelerinden biri olan koca çınarı hep birlikte tanımakta da fayda görüyorum.
Tarihi seyir içerisinde vilayetten, sanayi şehrine uzanan bir geçmişe sahip olan Maden, Bakır fabrikasının çalıştığı zamanlarda 20.000'i aşkın nüfusa sahipti.5000 çalışanıyla 'Maden Dağı Dumandır.' türküsünü dillendirmiş, kalplere huzur vermiştir. Düşünmemek elde değil yaşlılarımızdan dinledikçe de üzülmemek içten değil. Ne oldu da nazlı gelinim elindeki kınalar solmadan bu hale düştün. Aslında bu sorunun cevabını insan az biraz düşününce ve araştırınca buluyor. Kötü politika, kötü idare, kötü yönlendirme. Bunlara takılıp kalmamak lazım. Geçmişten ders çıkarıp ileriye atılmalıyız; aynen Ulu Önder Atatürk'ün İnkılapçılık ilkesinde olduğu gibi. Yine bir zamanlar kültür abidesi olan 'Maden' bağrından çıkardığı sanatçılarla da ülke sanatına yön vermiştir. Tatlı bir şivesi olan ilçemizde şarkılar, türküler Anadolu'nun bağrına çöl sıcağında yanmış bir ceylanın su pınarından kana kana içtiği su gibi aziz gelir.Misafir perverliğiyle de ön plana çıkan şirin ilçemize yolu düşenler Soğuk Suların bal şerbet suyundan tatmadan geçemez. Birçoğunuz bilirsiniz Çoban Çeşmesi adlı şiiri. Ne güzel anlatmış şair tıpkı bizim Soğuk Suları.
Kocaman yürekli Maden! İçimden ve içinden gelen farklı ve renkli sesleri haykırmadan geçemeyeceğim:
1-Son bir yıldır dumanı tütmeye çalışan fabrikamızı eskiden olduğu gibi canlandırmalıyız.
2-Soğuk Sularını işletmeler kurdurup ilçe ekonomisine 'hazır su' şeklinde kazandırmalıyız.
3-Süt fabrikanı genişletmeli, kapasitesini arttırmalı.
4-Dağını, taşını inceletmeli cevher aratmalı.
5-Ormanlık bölgeler oluşturulmalı.
6-Arıcılığa müsait zemini kredi ve teşviklerle filizlendirmeli.
7-Sanatçılarına görev vermeli; ahde vefa örneği sergiletmeli.
8-Eğitim kurumlarını elden geçirmeli.
9-Akademik kimlikleri davet etmeli, kültürü inceletmeli.
10-Saat Kulesini restore ettirmeli.
11-Eğlence ve sosyal tesisler açmalı.
Yukarıda maddeler halinde saymaya çalıştığım kimilerinin proje dediği, kimilerinin hayal dediği belli başlı istek ve dilekler aslında benim değil 'Can Madenlilerin' istek ve temennisidir. Bunları dile getirmemdeki başlıca sebep ise kültürün maddi ve manevi öğelerin toplamı olmasıdır. Sadece manevi yön değil maddi kültürel öğelere de değinmektir. Şahsi görüşüme gelirsek: Bir ülkenin sanatçıları susmuşsa o ülkenin hayat damarlarındaki kan akışı da donmuştur. Bağrımızdan çıkan sanatçıların ülkenin ve dünyanın dört bir etrafında yaşayan Elazığlı ve Madenlilere bu durumu haykırması ve göreve davet etmesi de ahde vefada önemli bir adımdır. Ülkemizde ve ilçemizde genel olarak yaygın bir kanı vardır. Söylemeden geçemeyeceğim yine. Hep aklıma takılır. Büyüklerin işine karışmayın derler ama; Neden bu ilin hemen hemen her ilçesinden bir veya iki vekil varken Bakır Maden'den kendimi bildim bileli bir vekil çıkmaz. Rengi ne olursa olsun; yeter ki sesimizi Atatürk'ün izinde cumhuriyetin yolunda duyursun. Şirin ilçemizin sorunlarına yerinden müdahale etsin.
Can Maden! Leylo Deresinin şırıltısını, Dicle'nin pırıltısını, Güneşinin doğuşunu, Arpa Meydanının canlılığını özlüyorum. Bu özleyiş timsah gözyaşları değil Can Maden! Bu özleyiş şairin dediği gibi: Ebedi özleyişin bestesidir. Eskiden olduğu gibi: Biz Madenliyiz gara gardaşım, diyen yürekli ve başı dik insanlara ihtiyacımız var. Genç arkadaşım! Madenlim! Biz Bakır Madenliyiz. Her ne kadar tabelalarımızda yazmasa da ki yazmasına da gerek yok fikrimce, yüreğimizde ve aklımızda yazılı zaten. Önemli olan Bakır Maden'i bu zamanda 'Altın Maden' yapmaktır. Hani arif olan tarif almaz diye Anadolu deyişleri vardır ya bizim işimiz de böyle oldu, demeyin. Arif de biziz tarif de biziz, tarih de biziz, can da biziz, insan da biziz, kültür de biziz, altın değerinde bakır da biziz. Biz Türkü Baba'nın dediği gibi; tepeden tırnağa Anadoluyuz. Bu arada Mustafa Keser'e değinmeden geçemeyeceğim. Maden de tanıyan tanır, Hayati Amcayı. Geçenlerde yine öğretmenlerimizle sohbette anlatmış; Soğuk Suda yemeğe gitmişler değerli sanatçımızla bir güzel yiyip içmişler sonra sanatçımız masadan kalkarken ağzını silmemiş ve de bilerek ağzını, dudaklarını o şekilde bırakmış. Hayati Amca sormuş: Ya Mustafa neden böyle yaptın? Cevap Maden'e özlem yine: Ya Abi! Ben şimdi uçakla gideceğim, şimdi gidene kadar benim bu tadı unutmamam lazım. Sonrasında tatlı gülüşmeler… İnsanımız, kültürümüz bu kadar samimi ve içten.
Madenin Elazığ ile özdeşleşen şivesine değinmeden de geçmek olmaz. Anadolu Türkçesinin en tatlı konuşulduğu ve yaşatıldığı bu tatlı ilçemizde yaşlılarımızdan sohbetler dinlemek de ayrı bir zevk ve heyecan.
Yine düğünlerde yer alan adet ve gelenekler Anadolu'dan izler barındırır. Orta Asya'daki 'Şamanist' inancın etkileri ve kalıntıları(Kaynak: BAKİLER, Yavuz Bülent makaleler.) da hala devam etmektedir. Birkaçını saymakta fayda görüyorum:
1-Kapı eşiğinde oturmama,
2-Gece tırnak kesmenin uğursuzluk getireceğine inanma,
3-Baykuş sesinde ürperme,
4-Yeni doğan çoçuklara kurşun döktürme,
5-Göz değmesine karşı nazar boncuğu kullanma,
6-Kapıdan geçerken hafif baş eğme(Eşik Tanrısına Saygı)
Maden ile ilgili çeşitli maniler yöre kültüründen yine izler taşımaktadır. Bunların birkaçına değinmekte fayda olacağı kanısındayım. Kültürel zenginliğimizin çeşitli örneklerinden olan manilerimizde 'Maden' ismi yer almaktadır. Örneğin:
Bu tarla uzun tarla, Altın yüzüğüm var benim,
Parla çiçeğim parla. Parmağıma dar benim.
Eğer gönlün Maden'de ise, Şu Madenin içinde,
Uzaktan mendil salla. Orta boylu yar benim.
(Anonim) (Anonim)
Yine düğünlerimizde tarihin kalıntılarına rastlamak mümkündür. 'Maden' yöresinde düğün evini tanımayan yabancı bir kimse misafir olarak gelince: 'Kizava kizava kim gelin kim paşa?' Şeklinde sorular yöneltmesi buna karşılık gelinle damadın adının alınması da yeni kurulacak yuvanın toplumca kabulü anlamına gelir. Bu soru köküne bakıldığı zaman Acem(İran) dilinden etkilenmelerin olduğu da görülecektir. Bu da kanımca kültürümüzün alış veriş içinde olduğunun göstergesidir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Kültürler ve medeniyetler etkileşim ve değişim içerisindedirler. Maden İlçemiz de bu değişim ve etkileşimlerle zaman içerisinde kendi akarsu yatağını bulmuş, bir bütün olarak koca bir çınarın en köklü ve en sağlam dallarından birini oluşturmuştur. Bizlere düşen görev ise bu çınarı Türk kültürü bütünlüğü içersinde korumak ve yaşatmaktır.
Mehmet ÇAKMAK
Maden İHL 11/A
Üçüncü Olan Eser
BİR ŞEHRİ DÜŞLEMEK
Kültür geçmiş ile gelecek arasına köprü kurmuş, geçmişi değiştirmeden geleceğe taşımıştır. İnsanların düşünceleriyle harmanlanıp, onların yaşam şekillerini oluşturmuştur. Maden, kültürünü yıllara taşımaya devam etmiş, özüne sahip çıkmıştır.
Başkadır Maden yaşayanı için. Başkadır gündüzleri, gerçek dostlukları, arkadaşlıkları, mutluluğu, sevinci, hüznü yaşarsın gündüzlerinde. Ancak yalnız kalırsın geceleri. Çıkıp da en tepeye, şöyle bir bakarsın Maden'e. O zaman derin bir düş sarar bedenini. İşte o zaman derinlerde hissedersin değerini. Taşının, toprağının benzersiz gizemliğiyle; dağlar üzerine kurulmuş muhteşem mimarisiyle, doğal suyu ve ferah havasıyla vazgeçilmez olduğunu anlarsın. Gencinin, yaşlısının, kadınının, erkeğinin dilinde Doğu'nun kendine has ağzıyla yoğrulmuş Türkçeleri. Saf, temiz iman dolu kalplerinde içten ve samimi düşünceleri, kendisine ait yaşayış şekliyle çevresine örnek olmuştur.
Konulmuş yöre halkınca yemeklerinin adı. Pişirmiş ninelerimiz yıllar boyu, hiç silinmedi damağımızda ki tatları. Bayramlarımızın vazgeçilmezidir Maden köftesi, sofralarımızın baş tacıdır ayran çorbası. Ara sokaklarında dumanın kokusu ve gözleme açıyor maharetli eller. Ninem yapar taş ekmeği, yiyenin damağında kalır lezzeti. Bu tatlar gibi daha nicesi doyurdu bizi.
Dedelerimiz giyerler siyah şalvarları, üzerine bağlarlar Acem kuşağını. Annelerin, ninelerin ayağında şalvar başlarında ise yemenileri var.
Bayramlar bir başka yaşanır burada. Güler yüzlü halkının coşkulu sesleriyle yankılanan mahallenin huzur kokan sokaklarında şeker toplamadan gelen minikleriyle. Eski toprak dedelerin, ninelerin, sevgi ve saygıyı hak eden annelerin, babaların ellerini öpen çocuklarıyla Maden. Kültürel değerlerini değiştirmeden yaşayan ve yaşadığı gibi gelecek kuşaklara aktaran örnek ilçedir.
Ne anne ne baba ne kardeş hiç biri dolduramıyor vatan sevgisinin yerini. Mahzun bakışlarında hüznün ve gururun derin izleri dudaklarında veda sözleri. Anne ve babaların gözlerinde yaş, yüzlerinde gururun ifadesi, yüreklerinde buruk bir sevinç gizli. Davullar çalıyor diğer taraftan gitme vaktinin yaklaştığını haber eder gibi. Son kez vedalaşılıyor geride kalanlarla. Doğup büyüdüğü memleketinin havasını içine çekerek Mehmetçik, biniyor son vagona. Uğurluyor Maden Mehmetçiğini, birlik ve beraberlik içinde. Yüreğinde vatan sevdasıyla gidiyor Mehmetçik göreve.
Ortak bir hüzün vardır yaşadığı kayıplarda. O gün derin bir sis çöker dağlarına. Puslu gözlerdeki yağmur damlaları anlatır o günün ızdırabını. Veda vakti geldiğinde tanıdık tanımadık yüzlerce kişinin omzunda taşınıyor. Yüksek sesli feryatlar yerini sessizliğe bırakmış. Getiriliyor diğer taraftan kap kacak ve yemekler hüzün evine. Daha fazla paylaşılıyor acılar böylece. Teselli ediliyor hüzünlü yürekler. Tek yürek olmuş insanları ve zaman ilaç oluyor dertlere. Atlatılıyor zor günler hep birlikle. Yüreklerde yaşatarak gideni, umutla bakıyor geleceğe.
Evlilik hayatın ikinci ve en önemli sahnesidir. Mutlu bir geleceği düşleyen kalpleri, önlerindeki engelleri aşmaya çalışırken yardımcı oluyor büyükler. Önce geleneksel kız istemeyle ve ardından takılan halkalarla hayatı paylaşma adına alınan kararlar resmiyet kazanıyor. Çeyiz sermeyle devam ederken hazırlıklar, kız tarafının yöresel kına gecesi başlatıyor düğünü. Şimdi yüzlerdeki mutluluk gözlerdeki hüzünle karışmış. Ertesi gün sokaklarında davul sesleri yankılanıyor. Meyrap Dağı bu sevince edercesine suskun. Yüzlerce kişinin arasında uçan güvercini andırıyor beyaz gelinliğiyle. Giyilmiş diğer taraftan yöresel kıyafetler, oynanıyor geleneksel oyunlar. İkramda bulunuluyor ardından konuklara yemek ve eğlence faslından sonra takılar takılıp mutluluklar dilenerek sona eriyor mutluluk serüveni.
Her şeyi paylaşırız burada. Hasta ziyaretlerine gidip, Allah'tan şifa dileriz. Hastalıkları hastalığımızmış gibi hüzünlenir yüreğimiz. Göz aydınlığına gideriz yeni doğmuşun minik dünyasına, küçük armağanlarla. Mahallemize taşınsa yeni, birileri olur bizlerden biri. Ne zaman ki gezmek için gelinse sıcak ve misafirperver insanlarıyla unutulmaz bu güzel yörenin doğal özellikleri.
Bizim kültürümüz bir deniz, biz ise denizin sahile bıraktığı toprak gibiyiz. Bizim kültürümüz bir hazine, biz ise onun bekçileriyiz. Biz, kültürünü yüzyıllar boyunca değiştirmeden yaşayan güzel Maden'in bize bıraktığı parlak geleceği, yeni nesillere olduğu gibi aktararak yaşatmaya devam edeceğiz.
Güllü ÇİÇEN
Maden Lisesi
|